Menu:

 

YAYLI ÇALGILARIN TARİHÇESİ

İlkel topluluklarda boş kabak, boş hindistan cevizi, büyük bir mıdye kabugu ya da kabuklu hayvanlardan yararlanarak titreşim kutusu elde etme düşüncesinin yanı sıra, hayvanlardan ve bitkilerden elde edilen ipliksi (lif, kiriş v.b.) maddelerin vızıldamasının da, müzik üretmede kuln, lanılmış olabileceğini düşünebiliriz. Vahşi kabilelerle, Yunan ve Roma medeniyetleri arasındaki farklılığın büyük olmasına karşın, seslerin ortaya çıkışında aynı kurallara rastlanır. Yazın sanatında, felsefede, mimaride ve müzik kuramları alanında çok ileri düzeyde olan eski Yunanlılarda nefesli çalgıların yanı sıra, lyra adı verilen; titreşim kutusu üzerine gerili telleri olan ve parmaklarla ses çıkartılan bir çalgıya rastlamaktayız. Bu çalgı ilk önceleri, yazın dilinin şarkıda kuvvetlendirilmesine yarıyordu. Atı ilk evcilleştiren ve atın kuyruk kıllarını müzik üretmede kullanan Asya toplumlarında, özellikle Hintlilerde, PersIerde, müziğin gelişimi için büyük anlam taşıyan yayın en ilkel biçimiyle karşılaşırız. Yay aracılığıyla; tellerin tınlaması, seslerin istenilen düzeyde değiştirilmesi, şiddetlendirilmesi ve yavaş yavaş sönmesi sağlanabiliyor, böylece müzik yeni bir anlatım biçemi kazanabiliyordu. Eski Asya'da titreşim kutusu def ya da bambudur. Henüz bir tutak (tutma yeri, sap) bilinmiyordu. Seslerin incelik ve kalınlıkları parmaklar aracılığıyla gergin tel ya da tellerin kısaltılıp uzatılmasıyla sağlanıyordu. Perslerin çalgısı olan kemangehde ise, yay sadece parmakların yardımıyla gerdiriliyor, sesler çalgının gövdesi sallandırılarak üretiliyordu. Önemli bir büyük adım da Arapların çalgısı rebec (rebab) tir. Avrupa'ya Araplar tarafından getirilen rebab; yanlıkları olan, yamuk bir titreşim kutusunun üzerine bir burguyla gerilmiş tek telli bir çalgıdır. Bu sıralarda çalgıların genel çıkış noktaları aynı olduğu halde, batı ülkelerinde özgün, bağımsız çalgı formları da gelişmekteydi. Asya kökenli Keltlerin ve Almanların anavatanlarındaki ilk formlarını göçseler bile çalgılarına aktarma olasılıklarından söz etmemiz gerekir. Nitekim Asya kökenli yaylı bir çalgı Keltlerde cruth olarak yeniden ortaya çıktı. İlk önceleri dört köşe, büyük bir kutuya tel gerilmiş olup tutulması ve çalınması zordu. Fakat daha kullanışlı bir şekil alması uzun sürmedi. Titreşim kutusu daraldı ve hafif bir oyulma ile iri bir armut şeklini aldı. Cruth'da dikkati çeken bir gelişme olarak dar boyun ve köprünün oluşmasını görüyoruz. Özellikle henüz işlenmemiş köprü bir yenilik durumundadır. Göğüs üzerinde gerili tellerin iki yanında yuvarlak ses delikleri bulunmaktadır. Biri uzun, biri çok kısa iki ayağı olan köprüyü göğse tutturmak için, uzun olan ayağı çalgının ses deliğinden tabanına kadar uzatmak gerekiyordu. İşte, bu uzantı günümüz yaylı çalgılarının candireğinin gelişimini hazırlıyordu. Cruth, önceleri Gal toplumlarının ulusal çalgısı, daha sonraları da İngiliz İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinin, özellikle İskoçya ve İrlanda'nın, halk çalgısı oldu. Öte yandan saf Yunan monocord unun gelişmiş şekli olan trumscheit i görüyoruz. En eski fomuyla trumscheit, uzun eğik yanlıkları, dar bir boynu ve tek teliyle büyükçe bir metronomu andırıyordu. Çalgının sesi trompete benzediği için, trompetengeige, tromba-marina gibi adlar alıyordu. Tromba-marina; yaklaşık 180-210 cm. uzunluğunda tabanı 15-17,5 cm. tavanı ve 5-7,5 cm. genişliğinde tahta bir kutu biçimindeydi. Bu büyük gövdeli çalgının sadece bir teli vardı ve tel tahta piramidin boyunca uzuyordu. Daha sonraları bu çalgı, uyum telleri ile zenginleştirildi. Tromba-marina, Almanya'daki kiliselerde ayinler sırasında rahibelerce birkaç yüzyıl kullanıldı. Alman kökenli bir başka çalgı da radleier dir. Radleier çalınırken yay kullanılmazdı. Şekli kaba ortaçağ fiedeline benzerdi. Reçinelenmiş bir tekerlek kol aracılığıyla döndürülür ve deri üzerindeki gerili teller sırayla ses verirlerdi. Radleier, bettlerleier diye de bilinirdi. Bu çalgının bazıları o kadar büyüktü ki, ancak iki kişiyle çalınabiliyordu. Biri çalgıyı dizleri üzerinde tutup kolu çevirirken, diğeri de çalgının boynunda parmaklarıyla sesleri elde ediyordu. Fransa'da radleier, vielle adını aldı. Bir de vielle a' roues ya da bir diğer adıyla organistrum denilen ve beş teli olan Troubadourların kullandığı çalgı vardı. Yaylı çalgılar geliştikçe vielle yavaş yavaş kullanılmaz oldu. Yalnızca Savoyardlarda 19. yy. ortalarına kadar kullanıldı. Bir çok resimde, bu dönemlerde dilenen Savoyard çocuklarını bir vielle eşliğinde maymun oynatırken görebiliriz. Almanya'da çok sayıda değişik yaylı çalgıların ortaya çıktığını Benedikli keşiş Ottfried von Wersenberg'in, tanrısal sevgiyi çalgılarda yücelten 19.yy.'da yazdığı protestan kitabında görürüz. Bunlar arasında lyra ve fidulayı sayabiliriz. O zamanlar lyra tek telli bir yaylı çalgı olup, köprünün iki yanında yarım ay biçiminde ses delikleri ve rebabı andıran oval bir gövdesi vardı. Fidula ise başka bir form göstermekte idi. Yanlıkların uzun olan bölümleri hafifçe eğimli idi. Daha önce değindiğimiz rebecin son kalıntıları, 17.yy. ve 18.yy. dans ustalarınca poehettes veya sordines diye adlandırılırlardı. Ağaçtan ve fildişinden yapılan bu pochetteslerin bir çok örneğini müzelerde gtörebilmekteyiz. Bunlar cebe sığabilecek kadar küçük, dar gövdeli ve modern kemana benzemeyen kayık biçimindeki çalılardı. Rebec boyun ile omuz arasında tutularak çalınırdı. Rebec çok eski bir çalgı olmasına rağmen, akordu bugünkü kemanın akorduna çok yakındı. Rebec, boyunda çalınmış olması, gövdesinin dar ve küçük olması nedeniyle, belki bir oktav ya da bir oktavdan biraz daha fazla ses sınırı olduğu kanısını uyandırmaktadır. 13.yy.' da rebec çalanlara erkek seslerine eşlik ederken troubadour fidel , daha sonraları minnesinger fiddle denirdi. Rebecin bu serüveni bizi giderek modern kemana doğru götürmektedir. ilk önce yayın daha rahat kullanılmasını sağlayan kıvrımlar ortaya çıkmaya başladı. Rebec, şeklinden uzaklaşmaya, yeni bir şekil alarak bas-Iuteun (baslavta ya da bas-ud) karakteristik özelliklerini göstermeye başladı. Yukarıdaki açıklamalardan sonra gerçek keman ailesine dönelim. Keman formunun ilk karakteristik özelliklerini taşıyan rebec ve ıninnesinger fiddle'ın gelişimi, müziksel karakterinin etkileri iki asır sürdü ve bu etki modern keman ailesinin bugünkü şeklini almasında büyük rol oynamış olan viol (viyol)'ün ortaya çıkmasını sağladı. Bu viyollerin şekilleri eski stil kontrbaslara çok benziyordu. Fakat, o günkü kontrbas bugünkü keman ailesinin asıl üyesi değildi. Bu çalgının yüksek bir köprüsü, çok derin filetoları, basık sırtı, uzun eğri omuzları ve genellikle altı teli vardı. 17.yy başlarında küçük bir viyolde ek olarak altı adet uyum teli bulunuyordu. Olasılıkla bu ek teller bir ingiliz buluşuydu. Bu farklılık özellikle İngiltere'de olduğu için diğer ülkelerce bu tip viyollere ingiliz tipi denirdi. Bu tip viyollerin gelişimi viola d' amorenin ortaya çıkmasını sağladı. Viola d'amore, (aşk viyolası) bugünkü viyoladan daha büyük, daha hafif ve çalınması daha güç, omuzda çalınan, perdesiz, yedisi temel, yedisi uyum tellerinden oluşan ondört telli eski tenor keman dan değişikliğe uğramış bir çalgıydı. Günümüzde viola d'amore eski dönem ezgilerini karakterize etmek için kullanılmaktadır. Viola d'amore'nin ses genişliği yaklaşık üç oktav ve bir beşliden oluşuyordu. Uyum telleri bu çalgının karakteristik özelliğini belirler. Çalgıcılar bu uyum tellerinin uğultuları ve çınlamaları nedeniyle asıl tellerde yayı kullanmada çok dikkatli ve çekingen davranırlardı. Bu durum müzik yapmaktan çok bir oyuncakla oynamayı andırıyordu. Güçlü çalgıcıların iyi tonlama elde edebilmelerini sağlayacak olan tellerin akordunu korumadaki büyük zorluğu da belirtmek gerekir. Hafif ve kullanışsız viyollerin ton kalitesi modern keman ailesi ile karşılaştırılmayacak kadar zayıf ve yetersizdi. Kalın teller hafif ve ölgün ses çıkarma eğiliminde olduğundan çalgıcı yayla istediği basın ı ve atakları uygulayamıyordu. Asıl viyol ailesi üç üyeden oluşur. Bunlar;

- Diseant- Viol (Soprano ya da ince sesli viyol)

- Tenor Viol (Viola da Braccio ya da Kol Viyolası)

- Bas-Violdür (Viola-da-Gamba ya da Bacak Viyolası)

Viyollerin gelişimi sonucu quinton (kinton) olarak adlandırılan çalgıları görüyoruz. Quintanlar treble quinton (tiz kinton) ve tenor quinton olarak tanınıyorlardı. Her ikisinin de beşer teli vardı. Günümüzde kullanılan keman ve viyolanın akort sistemine yakınlıkları nedeniyle kintonlar bizi ilgilendirirler. Çünkü, tiz kintonun 3 kalın teli günümüz kemanın 3 kalın teliyle, tenar kintonun 3 kalın teli viyolanın 3 kalın teliyle aynıdır. Günümüz yaylı çalgılarıyla birçok ortak özellikleri ve modern yaylıların habercisi olan bir grup çalgılar 6 da vardır. Bunlar;

- Tenor- Keman (4 telli ve akort sistemi günümüzde kullanılan viyolanın aynısı)

- Bas- Keman (4 telli ve 'akort sistemi günümüzde 'kullanılan viyolonselin aynısıdır.)

- Kontrabas-Keman ya da Basso da Camera (Güçsüz 4 bas telli bir çalgıydı.)

Bugün artık kullanılmayan ancak ünlü bas çalıcısı Dragonetti tarafından arasıra kullanılan, oktargeige ya da oktavafiddle adında viyolonsel ile viyola arası ve modern kemandan bir sekizli daha kalın akortlanan dört telli bir çalgıdan da söz edilebilir. Modern çello gibi akortlanan dört telli küçük bir çalgı olan, Leopold Mozart tarafından handbassel ve Boccherini tarafından alto viyolonsel olarak adlandırılan çalgı da kullanılmaktaydı. Viyolanın ciddi kilise müziğine girmesi bizi modern keman ailesine götürmektedir. O günkü viyola, diğer bütün yaylıların konumlarına ölçü olmuş ve bu çalgılar İtalyan dilinin özelliklerine uygun adlandırılmışlardır. Örneğin; küçük viyola anlamına gelen viol-ino'nun değişime uğraması sonucu violin sözcüğü türemiş; biraz büyük viyola anlamına gelen violoncello sözcüğü viyolonseli tanımlamak için kullanılmıştır. Rebec'den viol'e, viol'den de kemana dönüşen bu çalgının serüveni her ne kadar Antonius Stradivarius'la noktalanmışsa da, 18. yüzyılda kullanılan üç ayrı çalgının varlığından söz etmemiz doğru olur. Bunlar;

- Violetta Marina (Eski bir viola d'amore'nin değişimiyle şekillenmiş bir çalgıydı.)

- Viola Pomposa (Beşinci tel eklenmiş küçük bir viyolonsel biçiminde bir çalgıydı.)

J.S.Bach'ın viyolonsel sololarının 6.sında bu çalgıyı ilk kez ortaya çıkardığı ve kullanılmasını önerdiği söylenir.' Ancak bu çalgı Leopold Mozart'ın. döneminde önemini yitirmiştir. J.S.Bach'ın Violino Piccolo' su (Üç çeyrek keman ölçütlerinde ve kemandan bir küçük üçlü daha tiz akortlanan bir çalgıydı. Bu çalgının da viola pomposa gibi kullanım süresi çok az sürmüş ve Leopold Mozart döneminde artık kullanılmaz olmuştu.) Konumuz olan keman, viola-dabraccio'nun geliştirilmesi sonucunda bugünkü şeklini almıştır. Violacla-braccio (kol viyolası) denmesinin nedeni keman pozisyonunda çalınmasındandır. Bu çalgı genel şekli, kıvrımları, sırt eğimi, bağlantıları ve göğsü bakımından hemen hemen günümüz orkestralarında kullanılan viyolayı andırır. En eski keman yapımcısı olarak bilinen Juann Kerlino'nun ilk yaptığı; kemanın atası olan viola-da-braccio'nun beş teli tuşe üzerinde, iki teli tuşe bas tellerinin yukarısında uyum teli idi. Juann Kerlino'nun 1449 yılında yaptığı ilk kemandan sonra, altmış yıl kadar keman yapımında bir yenilik olmadı. Onun kemanlarının boyutları büyüktü. Küçük boyutlarda herhangi bir keman yapmamıştır. Maggini'nin kemanlarının üst tahtasının çift filetolu olması Onun en tipik özelliğidir. Maggini'nin yanlıkları kabartmalı olarak işlenmiş, bağlantıları dikkat çekecek şekilde kalındı. Ünlü kemancı Beriot, Maggini' nin kemanlarından birini kullanmıştı.

AKUSTİK SANAT EVİ Anasayfa